Ben Güner, işten çıkmış bir adamın sırtındaki gerilimi tek hamlede alıp yerine sıcak bir titreme bırakmayı bilen kadınım. Parmaklarım omuzlarından sırtına doğru yavaşça inerken, nefesin düzensizleşiyor; teninle tenimin buluştuğu o ilk saniyede her şey çok daha net hissediliyor. Esenyurt’un akşam trafiği dışarıda uğuldarken, Akçaburgaz’dan TEM’e uzanan yollardan gelmiş bir vücut benim ellerimde tamamen başka bir ritme geçiyor.
TEM’in gürültüsünü geride bırakıp Pınar Mahallesi’nden Cumhuriyet’e uzanan dar sokaklarda, adımlarım seni kendi evimin kapısına kadar taşıyor. İçeri girdiğin anda ışık loş, müzik alçak ve yatağın üzerindeki çarşaflar henüz serin. Ellerimle seni sırtüstü yatırırken, teninle tenimin arasındaki elektrik o kadar yoğun ki kelimeler gereksiz kalıyor. Saadetdere’nin sessiz gecesinde, sadece nefesler ve ten sesleri kalıyor geriye.
Şimdi sıra sende. Kapıyı aç, elini uzat ve bırak dokunuş konuşsun.
